HERBERT MEAD, MODERNLEŞME ve MODERNLEŞME MODELLERİ KÜRESELLEŞME, ULUS DEVLET

Ekim 31, 2009 at 1:45 pm (akademik)

 

A) George Herbert Mead

1861-1931 seneleri arasıda yaşamış olan Mead, C. Cooley ve J. Dewey ile Chicago Ekolü diye de bilinen, Chicago Okulu’nun kurucusudur. Mead’e göre toplumlar insanın, (1) İletişim amacıyla semboller kullanmak; (2) kurallar meydana egtirme; (3) davranışlarını diğer fertlerin beklentilerine göre ayarlayabilmek yetenekleri üzerine kurulmuştur. Bütün bunlar insanda bulunan benlik adı verilen unsurun geliştirilmesiyle meydana getirilir. Toplum tüm bu faaliyetlerin sürekli değişen bir özetidir.

Herbert Mead, “Self” (Benlik), “I” (Kişisel Ben)  ve “Me” (Sosyal Ben)  ile ilgili görüşleri sembolik etkileşimciliğin temeli sayılmaktadır. Bireylerin çevreleriyle kurdukları ilişkiler “Benlik” lerini oluşturur ve biçimlendirir . Mead’ e göre Ben, bir dürtüye maruz kalan ve yalnızca ona yanıt veren pasif bir alıcı değil , hareket eden bir organizmadır .[1]

 

“Mead’e  göre ben, ”toplumsal yapı ve bünyeye kabulünden çok daha öte bir şeydir. Daha çok toplumsal bir süreçtir; öyle bir etkileşim süreci ki, orada beşeri aktör içinde hareket etmekte olduğu durumlarda meseleleri kendisi belirler ve bu meselelerle ilgili kendi yorumları yolu ile hareketlerini düzenler. Mead, aktör başkalarının rollerini alarak, bu roller yolu ile kendisine hitap eder ve bunlara yanıt vererek kendisi ile toplumsal etkileşime girer, der. “[2]

Mead’e göre kişiler kendi çevrelerini etkileyerek o çevreyi dolduran nesneleri yaratırlar. “Mead, daha önceden var olan ve bireyden bağımsız olan “şeyler” (things) veya uyarıcılar (stimuli) ile, yalnız hareketlerle bağlantıları nedeni ile var olan “nesneler” arasında ayrım yapar ve “şeyler” in, bireylerin hareketleri ile “nesneler” haline dönüştüğünü söyler3

 

Mead Benlik ile ilgili iki evre belirler:

 

  1. “I” (Kişisel Ben)
  2. “Me” (Sosyal Ben)

 

“I” kavramı kişinin yaratıcı, öznel, çıkıntı, özetle, “tek” olan yanıdır. “Me” ise “Sosyal Ben” anlamına gelmekte ve kişinin kendisinden bir nesne olarak farkında olmasına vurgu yapmaktadır. Yani bireyin başkaları tarafından öğrenmiş olduğu kendisi ile ilgili bakış açılarıdır.

 

“Kişisel Ben” ile “Sosyal Ben” ilişkisindeki “ Kişisel Ben”, bireyin deneyiminin içerisinde olan  toplumsal bir duruma , bir şeyin yanıt vermesi gibidir, denebilir. Bu, kişi bir tavır içine girdiğinde, diğerlerinin ona karşı tavırlarına verdiği yanıttır. Şimdi ise, onlara karşı aldığı tavır yeni bir öğe içerir. Kişisel Ben , bir özgürlük ve girişim duygusu verir. Yani Benlik özne olarak hareket ettiğinde “Kişisel Ben”, hareketin hedefi olduğunda “Sosyal Ben”dir. 4

 

“Sosyal Ben” in kurucu öğesi “Genelleştirilmiş Öteki” (Generalized Other) kavramıdır. Bu kavram, bireyin önem verdiği “ötekileri” kapsamaktadır. Bu ötekiler içine dahil olunan gruplardır, yani genel anlamıyla toplumdur.  Birey, Genelleştirilmiş Ötekiler (G.Ö) sayesinde yaptığı davranışın farkına varır ve buradan gelen geri bildirimleri içselleştirir. Kişi, eğer kendi görünüşünün yansımasından memnun değilse davranışını büyük olasılıkla değiştirecektir. Mead, bunu “Ayna Benlik” kavramıyla açıklamaktadır. Birey, “Ayna Benlik” ten yansıyan geri bildirimleri içselleştirmektedir. Ayna Benlik topluma göre şekillenen benliktir ve 3 öğeden oluşmaktadır:

 

  • Bireyin “diğer” insanlara kendi görünüşünün yansıması
  • Bu yansımanın değerlendirilmesinin bireyde yarattığı etki
  • Bireyin, “diğer” insanların kendisini “beğendiği” ya da “beğenmediği” duygusuna kapılması.

 

Sosyal ben (Me), kişinin iletişimler yoluyla benimsediği ve başkalarının kendisi hakkında tutumların bir araya gelmesiyle bir bütün oluşturmasını sağlayan bir kavramdır. Yani bireyler sadece başkalarının farkında değillerdir, aynı zamanda kendilerinin de farkındadırlar. Böylece bireyler kendileriyle de sembolik bir etkileşim içindedirler5. Günümüzde, sosyalizasyon araçları arasında en etkini olan kitle iletişim araçları “Me” yi değiştirmeye çalışmaktadır.

Mead bireylerin sosyalizasyonun iki (Play ve Game) aşamada gerçekleştiğini savunmaktadır. Oyun (play) evresinde çocuklar, önemli başkalarının rolünü üstlenir, ama son derecede yaratıcı davranır,oyun kuralsızdır ve tek başına gerçekleştirilebilinir. Bu evredeki hareketler “anlamsızdır”, yani çocuk bu safhada “diğerlerinin tavırlarını alma” yeteneğine sahip değildir6. Mead’ e göre anlam “Anlam, yani düşüncenin konusu olan nesne, bireyin bu nesneye kendi tepkisi olarak, başkasının tavrını taklit ederek o tavrı alması sırasındaki deneyiminden doğar. Anlam, farklı tavırların bir araya gelmesi ve taraflarca aynı anlamın verildiği özel simgelerin kullanılmasıdır”7.  Daha ileriki yaşlarda bireyler öğrenme davranışına “Game” ile devam etmektedir. “Play” ’in aksine “Game” de birden fazla oyuncu gerekmektedir ve karşıdaki kişinin davranışları çok önemlidir. “Game”de oyuncunun uyması gereken kurallar var. Kişi bu kurallara uygun roller üstlenir.

Mead’in insan hareketi (the human act) anlayışının temelinde “Benlik ile Etkileşim” kavramı bulunmaktadır ve bu kavram rol almanın da özünü oluşturmaktadır. Rol almanın en önemli noktası kişinin empati kuruyor olmasıdır. Böylece kişi kendi davranışlarını kontrol altında tutabilmektedir. “Mead’ e göre haberleşme , her kişinin, ”başkasının rolünü aldığı” bir süreçtir, yani her kişi, “hem bireyin tavrını alır, hem de bu tavrın başkasında ortaya çıkmasına neden olur”, ve bu de “benlik ile etkileşim” olmadan imkansızdır”8.

B) MODERNLEŞME- KÜRESELLEŞME- ULUS DEVLET

B.1) Modernleşme Teorileri : Modernleşme kavramı açıklanmadan önce “Modernizm” ini ne olduğu anlaşılmalıdır. Modernizm,  19. yüzyıl ile 2. Dünya Savaşı’nın başlangıcı arasındaki dönemde  , özellikle sanat ve edebiyatta meydana gelen büyük çaplı değişimleri tanımlamakta kullanılan bir terim sayılmaktadır9.  Modernizmin tam olarak ne olduğu veya son bulup bulmadığı, bulduysa da ne zaman son bulduğu ile ilgili çok az görüş birliği vardır. Modernizm genel olarak, içe dönme, teknik gösteriş, içsel olarak kendinden kuşku duymaya yönelik bir hareket  ve Victoria dönemi gerçekçiliğine karşı bir tepki şeklinde tarif edilmektedir. Kültürel anlamda modernizm, 19. yüzyılda geleneksel anlamdaki edebi, sanatsal, sosyal organizasyon ve gündelik yaşamın geçerliliğini yitirdiği fikriyle ortaya çıkmıştır. Modernizm ticaretten felsefeye her şeyin sorgulanmasının gerekliliğini savunur. Böylelikle kültürün öğeleri yeni ve daha iyi olanla değiştirilebilir.

Modernleşme, Marksist toplumsal gelişme değerlendirmesine bir alternatif üretme gayreti sonucunda, 1960’ların başında yaygın bir şekilde kullanılmaya başlanan bir terim ve yaklaşımdır 10.  Kongar’ a göre modernleşme, Batılı sosyal bilimciler tarafından, gelişmekte olan tüm toplumların, Batı toplumuna benzer aşamalardan geçecekleri anlayışından hareketle oluşturulmuş bir kavramdır11.

Modernleşme kuramının ve kuramcılarının dana net anlaşılabilinmesi, daha önceden, modernleşmenin kuramsal ip uçlarını veren sosyologlardan Durkheim, Weber ve Parsons’tan bahsetmek yerinde olacaktır.

Durkheim toplumları “toplumsal işbölümü” kavramına göre gruplar:

  • Mekanik dayanışmaya dayanan geleneksel toplumlar
  • Organik dayanışmaya dayanan modern toplumlar

Durkheim’a göre geleneksel toplumlarda bireylerin ilişkileri aile, klan ya da aşiret gibi toplumsal gruplar zeminindedir. Bu toplumlarda bireylerin hayat anlayışları, inanç sistemleri birbirine benzer. Toplumsal kurallar ortak bir karar zemininde hazırlanmıştır. Bu uzlaşıyı Durkheim “Kolektif Bilinç” olarak kavramlaştırmıştır. Geleneksel toplumların dayanışma biçimi olan mekanik dayanışmayı Durkheim şöyle tanımlamaktadır: Mekanik dayanışma, cansız bir yapının öğelerini birbirine bağlayan uyuma benzemektedir, buna karşılık canlı yapıların birliğini sağlayan uyumdan farklıdır. Bu dayanışmanın  çok geliştiği toplumlarda birey kendinin sahibi değildir; tam anlamıyla toplumun istediği gibi kullandığı bir nesnedir 12”.

Modern toplumların dayanışma tipi olan organik dayanışma bireylerin birbirinden farklı olmaların gerektirmektedir.Bu dayanışmanın organik olarak ifade edilmesinin sebebi, dayanışma unsurlarının bir bütünün parçalarını oluşturan organizmalar gibi hareket etmesidir. Organik dayanışmanın hakim olduğu toplumlarda toplumun öğelerinin her birinin kendine özgü hareket etme olanağı artar.böylece toplumun da bir bütün olarak hareket etme olanağı artar. Bu dayanışma türünde parçaların bireyliği geliştiği ölçüde bütünün de bireyliği gelişmektedir13.

Geleneksel toplumdan modern topluma geçişte başka etkili bir etken de nüfustur. Durkheim’ a göre nüfus artışı geleneksel toplumlar üzerinde bir baskı oluşturur. Kıt kaynakların bölüşümü sorunu ancak yeni üretim yollarının bulunması ile çözülebilinir, üretimin artması demek, yeni iş kollarının ortaya çıkması ya da eski iş kollarında daha ayrıntıya inilen alanların oluşması, yani uzmanlaşma demektir. Durkheim’ a göre modernleşmenin en önemli sonucu bürokrasinin oluşmasıdır. Bu bağlamda otorite ilkeleri değişmiştir.

Modernleşme teorileri üzerinde etkili olmuşu başka bir düşünür de Weber’ dir.  Weber de Durkheim gibi 2 tür toplumdan söz etmektedir:

  • Geleneğe bağlı, rasyonalitenin geçerli olmadığı toplumlar
  • Rasyonel olan modern toplumlar

Weber, kapitalist sistemi, toplumların gelişmesi bağlamında ele almış ve Avrupa’nın durumunu açıklamaya çalışmıştır. “Kapitalist üretim tarzı neden sadece Batı Avrupa ülkelerinde ortaya çıkmıştır” sorusu Weber’ in üzerinde durduğu temel noktadır. Ona göre bu, Batı Avrupa ülkelerinin rasyonellik özelliğinden kaynaklanmaktadır. Buralarda kapitalizm sermaye  birikimini oluşturabilmek ve kar oranlarında belli bir artış yakalayabilmek için, ticari hayatı rasyonel ilkeleri temele alarak düzenlemiştir.Weber açısından Avrupa kapitalizminde esas olan  çalışkanlık ve akılcılıktır. Weber Avrupa’nın üretkenliğe dönük bir ticari hayat geliştirirken diğer toplumların bunu neden başaramadığını din kurumunu temele alan bir ekonomi ile açıklamaktadır. Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu adlı eserinde Weber; J. Calvin’ in  16. yüz yılda başlattığı din hareketlerinin , ticari hayatın gelişimine zemin hazırladığını ileri sürmektedir14. Weber’e göre bireylerin üretkenliğe yönelmesinin sebebi, Calvinizmin, kurtuluşu başarıyla özdeşleştirmesi ve bu yolla inanların yeryüzünde de güçlü olmaları gerektiğini bir ilke haline getirmesiyle mümkün olmuştur.Bu bağlamda Protestanlığı seçen Batı Avrupa ülkelerinde modern kapitalist toplumların gelişmesi daha hızlı olmuştur.

Bir toplumun gelişme sürecine girebilmesi noktasında Weber üç önemli noktaya vurgu yapmaktadır:

  • Rasyonalite,
  • Sosyo-politik yapının değişmesi,
  • Kültürel yapıdaki mistik öğelerin ayıklanması gerekmektedir.

Parsons modern toplumları geleneksel toplumlardan ayıran beş kalıp değişken öne sürmüştür. Bunlar: “1) Duygusallık- Duygusal Nötrlük (Affectivity versus affective neutrality), 2) Bireysel Yönelim- Kolektif Yönelim (Self- orientation versus collecktive orientation), 3) Özgüllük -Evrensellik (Universalism versus particularism), 4) Nitelik-Performans (Quality versus performance), 5) Belirlilik (Sınırlılık)- Yaygınlık (Specificity versus diffuseness) “15. Bu ikili kalıp değişkenlerin ilk maddesi modern toplumun, ikincisi ise geleneksel toplumunu değişkenleridir.

* Duygusallık- Duygusal Nötrlük: Geleneksel toplumlarda bireyler kişisel ilişkilerinin dışında profesyonel yaşantılarında da duygusal davranmaktadırlar; ancak modern toplumlarda profesyonel yaşantılar içinde duygular yer almamaktadır.

*  Bireysel Yönelim- Kolektif Yönelim: Bireysel yönelme ilişkisinde kişinin şahsi çıkarları ön plana çıkar ve geleneksel toplumlara özgü bir durumdur. Kolektif yönelimde de grubun çıkarları ön plana geçer.

* Özgüllük -Evrensellik: Evrensellik ilkesine göre kişi herkese uygulanabilen bir kritere göre karşısındakiyle iletişime geçer. Özgüllük ilişkisin de ise seçilmiş standartlar uygulanır.

* Nitelik -Performans: Nitelik değişkeni, bireyin doğuştan (kan bağıyla) gelen statüsüne ve üyeliğine işaret eder. Performans ise bireyin kendi çalışmasına ve yeteneğine işaret eder.

* Belirlilik- Yaygınlık: Belirlilik işlevleri birleştirme olarak da adlandırılabilinir. İşlevlerin tekelde birleşmesi anlamına gelmektedir. Yaygınlık ise işlevleri dağıtma olarak da adlandırılabilinir. Yaygınlık ilkesine göre işlevler, dolayısıyla ilişkiler yaygınlık kazanmıştır.

Modernleşme teorisyenlerinin çok büyük bir kısmı modernleşmeyi “Batılılaşma” yerine kullanmaktadır. Modernleşmeyi objektif olarak açıklayabilecek, gelişimine ışık tutacak tek kavram “teknolojidir”16. Teknoloji bir birikim sonucunda ortaya çıkar, birikim ise ilerlemenin bir göstergesidir. Teknolojinin toplumdaki belirtisi endüstrileşme düzeyidir. Modernleşme, endüstrileşmemiş toplum tipinden, günümüzde endüstrileşmiş toplum tipine doğru bir değişmedir.

Lerner, Eisenstadt, Levy ve Inkeles modernleşme teorisinin en önemli isimlerindendir.

- B1.1.)Lerner: Lerner  modernleşme sürecini 4 aşamaya ayırır. Lerner, modernleşmenin temelinde kentleşmenin yattığı fikrinden hareket eder. Bir toplumdaki gönüllü kentleşme oranı %25’i geçtiği taktirde modern üretim ihtiyacı ortaya çıkar. Böylece modernleşme başlamış olur. Modernleşmenin gerçekleşmesinde etkili olan başka bir nokta da okur yazar oranını artmasıdır. Okur- yazarlık oranındaki artış endüstrileşmenin hem sonucu, hem de endüstrileşmenin gerçekleşmesi için gerekli bir koşuldur. Okur-yazarlık oranındaki artıştan sonra bireylerin kitle haberleşme araçlarının etkisine girme aşaması başlar. Lerner, haberleşme sistemlerini iki ana gruba ayırmaktadır: 1) Kitle Sistemi 2) Sözlü Sistemi17. Kitle sisteminde kaynak yeteneğe dayalı ve profesyonelken, sözlü sisteminde kaynak hiyerarşiktir (statüye bağlı ve kişiseldir). Kitle sisteminde içerik betimleyicidir, sözlü sistemlerde ise içerik  düzenleyici kurallardan oluşur.Kitle sisteminde dinleyici heterojendir, yani birbirine benzemeyen kişilerden meydana gelmiştir. Sözlü sistemde dinleyici birincil gruplardır. Kitle sisteminde kanal yayan iken, bu sözlü sistemlerde kişisel (yüz yüze) bir hal alır. Sözlü sistemlerde tek yönlü bir ilişki hakimdir. Son olarak da kişilerin siyasi hayata katılması yer alır. Lerner, modern ve geleneksel toplum dışında “Geçiş Halinde Toplum”18 diye bir kavram ortaya atmıştır. “Geçiş Halinde Toplum”da bazı kurumlar gelenekselliğini korurken bazı kurumlar modernleşmektedir. Günümüz toplumlarından en güzel örnek Türkiye olacaktır.

Lerner modern toplumun insan tipi olarak “katılan” bireyi öne sürer. “Katılan” birey empati kurabilen bireydir. Empatiye sahip birey benzemek istediği kişileri ve kendisine benzeyenleri belirleyebilen, onlarla birleşebilen, böylece hayat görüşünü genişletebilen insan demektir. Böyle insanlardan oluşan toplum da modern toplumdur19.Empatiyi geliştiren aygıt da kitle haberleşme araçlarıdır. Bu noktada akla G. H. Mead gelmektedir. O da “rol alma” kavramını empati ile açıklamaktadır. Mead de haberleşmeyi kişinin “başkasının rolünü aldığı” bir süreç olarak tanımlamaktadır.

B.1.2)Eisenstadt : Eisenstadt’ a göre de modernleşmenin iki niteliği bulunmaktadır:

  • Toplumların sosyo-ekonomik değişmeleri
  • Toplumsal örgütlenmenin yapısal değişmeleri20.

Eisenstadt’ ta göre ekonomik anlamda modernleşme endüstri, ticaret ile hizmetlerin, tarımla uğraşma ve maden çıkarmanın önüne geçmesiyle gerçekleşmektedir. Yani ekonomik anlamda mal, iş gücü ve para piyasalarını gelişmesi anlamına gelmektedir.

Siyasi anlamda modernleşme belirtilerini 3 madde de toplar:

“  1) Siyasi gücün kapsamı genişler ve merkezi otoritenin elinde yoğunlaşır

2) Potansiyel güç toplumda daha büyük gruplara doğru yaygınlaşır ve sonunda bütün yetişkin vatandaşları kapsamına alır

3) Siyasal rejim demokratiktir ya da halka dayanır “20

Kültürel alanında ise modernleşme ise genel kültürel konularda ve değerler arasında farklılık görülmesiyle başlar.

Modernleşen toplumun siyasal örgütlenmesinde bürokrasi gelişir ve parlemanter gruplar geniş çıkar gruplarına dönüşür. Eskiden küçük ölçekli olan aile şirketleri ve kısıtlı üretim yapan fabrikalar da merkezileşmiş ve bürokratikleşmiş büyük üretim ve ticaret şirketlerine dönüşür. Modernleşen toplumda yeni meslekler ortaya çıkar.

Eisenstadt modernleşen toplumlarda birtakım çözülmeler olacağından da bahseder:

  • Aile, fonksiyonlarını kaybetmektedir.
  • Demokratikleşme eski aydınların durumunu bozar.
  • Laikleşmeyi de kapsayan kültürel modernleşme, gelenekleri ve bunların temsilcilerinin durumunu zayıflatır.
  • Siyasal ve kültürel süreçler, kişilik ötesi ilişkiler yarattıklarından, büyük kitlelerin merkezi siyasal ve toplumsal sistemden yabancılaşmasına yol açarlar.
  • Değişme, gruplar ve birimler arası ilişkiyi ve dolayısıyla çatışmayı ortadan kaldırmaz. Tersine karşılıklı bağımlılığı teşvik eder. Bunun sonunda da çatışma artar.
  • Siyasal değişme çeşitli çıkarlar gruplarını siyaset alanında bir araya getirdiği için çatışma artar.
  • Modernleşme sonunda toplumda  eskiden beri var olan çatışmalar (köylü-toprak sahibi, zanaatkar-tüccar gibi), daha merkezileşir.21

B.1.3) Levy : Levy, bir toplumun modernleşmesi için modernleşen diğer toplumlarla aynı kalıpları ve ön koşulları gerçekleştirmesi gerektiği düşüncesine karşı çıkar.Levy aynı zamanda toplumların Batılı ve Batılı olmayan diye iki ana gruba ayrılmasına da karşı çıkmaktadır, çünkü toplumlar yalnızca 2 kategoriye ayrılacak kadar ortak özelliğe sahip değillerdir.

Levy, göreli olarak modernleşmiş toplumlarla göreli olarak modernleşmemiş toplumlar arasındaki farklara değiniyor.

Örgütlerin uzmanlaşması: Modernleşmiş toplumlarda örgütler belli bir alanda örgütlenmişlerdir.

Karşılıklı Bağımlılık: Modernleşmiş toplumlarda örgütler uzmanlaştıkça birbirlerine ihtiyaçları artar ve birbirlerine bağımlı hale gelirler. (Durkheim’ ın organik dayanışması bu noktada açıklayıcı olabilir).

İlişkiler  Farklı: Göreli olarak modernleşmiş toplumlarda ilişkiler rasyonellik, evrensellik ve fonksiyonel belirlilik egemendir. Bunun tersine göreli olarak modernleşmemiş toplumlarda ilişkilerde gelenekler, özel ilkeler ve fonksiyonel yaygınlık göze çarpar (Parsons’ ın kalıp değişkenleri bu noktada açıklayıcı olabilir).

Merkezileşme Eğilimleri: Göreli olarak modernleşmemiş toplumlar bir bütün olarak hiçbir zaman merkezileşemezler.

Genel Bir Değişim Ortamı ve Pazarlar: Göreli olarak modernleşmiş toplumlarda parasal mekanizmalar ve pazarlara çok önem verilir. Paranın değişim gücü çok geniştir.

Genel Yapının Tutarlılığı: Her toplumsal varlık ya da kurum genel yapı içinde anlam taşır.

Bürokrasi : Göreli olarak modernleşmiş toplumların bürokrasisi farklı temellere dayanıyor.

Ailenin Önemi : Görece modernleşmemiş toplumlarda aile, bireyin aile dışı davranışlarını saptar, görece modernleşmiş toplumlarda ise aile dışındaki örgütlerde aile ilişkileri kullanılmaz.

Kent-Köy Karşılıklı Bağımlılığı : Göreli olarak modernleşmemiş toplumlarda nüfusun büyük bir kısmı köylerde yaşar 22.

Levy modernleşmeyle birlikte meydana gelen değişimlerin nasıl olacağı sorununa da eğiliyor.  Bunların en önemlilerin sıralamak gerekirse:

– Aile ve Gerilimler: ile, genelde toplumda bireye baskı yapan ve belli gerilimler yapan bir kurumdur. Yeri eğitim fırsatlarının ve alternatif iş olanaklarının bulunduğu toplumlarda bu gerilimler bazı patlamalara yol açarlar.

-  Toplumsal Denetim Sorunları: Toplumsal denetim mekanizmalarını etkileri ortadan kalkarken, toplumsal denetim sorunları da toplumda en yüksek düzeye ulaşır.

-  Çözülmeden Doğan Bireycilik: Aile gibi kurumların etkinliğini yitirmesi kişi, toplumsal denetimin çözülmesinden doğan bir bireyciliğe sahip olur.

- Aşırı Uçların Tepkileri: Modernleşen ülkelerde, iki tip aşırı uç tepkisi görülebilinir: Geriye dönmek isteyen gericiler ve olanakların izin verdiğinden daha yüksek bir hız isteyen ilericiler 23

Levy bu değişme noktalarının nasıl denetlenebileceği konusuna da eğilmektedir.

–  Köy- Kent Dengesizliğinin Giderilmesi: Tarımsal üretim ve arttırılarak endüstrileşme sağlam temeller üzerine oturtabilinir.

-   Silahlı Kuvvetlerinin Yaratıcı Bir Şekilde Kullanılması: Gelişmekte olan ülkelerde silahlı kuvvetler  modern ülkelerdeki, evrensellik, akılcılık, fonksiyonel belirlilik gibi ilkelere göre hareket ederler.

-   Milliyetçilik: Milliyetçilik modernleşmekte olan toplumlarda oldukça kuvvetli bir akımdır ve iyi bir toplumsal denetim yoludur.

-      Sızma Etkisi: Gelir dağılımı eşitlendikçe ve hayat standardı yükseldikçe, göreli olarak modernleşmiş toplumlar, toplumsal hareketlilik oranını olduğundan daha fazla gibi görürler 24.

 

B. 2)Küreselleşme (Globalleşme) ve Ulus Devlet Kavramları : Küreselleşme, ekonomik, siyasi ve kültürel alanlarda bazı ortak değerlerin yerel ve ulusal sınırları aşarak dünya çapında yayılmasını ifade etmektedir.

“Dünya ticareti giderek serbestleşmektedir. Uluslar arası ekonomik ilişkilerde eski korumacılık anlayışının yerine serbest ticaret görüşü benimsenmektedir. Devletlin, mali ve parasal anlamda ekonomiye müdahalesinin en aza inmesinin, piyasa ekonomisinin kendi doğal işleyişine bırakılması savunulmaktadır. Küresel Ekonomi kavramı, ekonomik sistem ve politikalarının giderek birbirine yakınlaşmasını ifade etmektedir”25. Birkaç merkezli olan bugünkü dünya sisteminde, tekelin merkezleri kapitalist ülkelerdir. Bu merkezlerden biri Amerika Birleşik Devletleri, diğeri ise Avrupa Birliği’dir. Eski Sosyalist Bloğun güçlü ülkelerinin bulunduğu Asya ve Uzak Doğu da üçüncü merkez olabilmek yarışındadırlar. Bu ülkeler de üretimlerini dünya çapında ve dünya piyasalarını göz önüne alarak gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Merkezlerin üreticileri, tüm dünyayı tek bir pazar olarak görmektedirler. Günümüzde mevcut bu iki merkez, küreselleşme adı altında “beş tekel” adı verilen tekelleri ellerinde tutmaya çalışmaktadırlar26. Bu beş tekel: 1) Teknolojik Tekel, 2) Dünya finans pazarlarının finansal denetimi, 3) Doğal kaynakların tekelci kullanım, 4) Medya iletişim ve kültür tekeli, 5) Kitlesel yok etme silahları üzerindeki tekelleşme.

Küreselleşmenin siyasi alandaki yansıması demokrasinin daha fazla önem kazanması şeklinde olmuştur. Yönetilenlerle yöneticiler arasında etkin iletişime dayanan katılımcı demokrasi anlayışına daha fazla işlerlik kazandırılması gerektiği görüşü yaygınlık kazanmaktadır. “İktisadi alanda liberal ekonomik düzene, siyasi alanda ise gerçek demokrasiye dayalı bir siyasal sisteme doğru dünya hızla ilerlemektedir.  Bu bağlamda “Liberal Demokrasi” adı verilen yeni bir siyasi ve iktisadi düzen dünyada hızla yayılmaktadır”27.

 

Kongar’ a göre, küreselleşmenin ekonomi ayağı uluslararası sermayenin egemenliğine işaret etmektedir. Bu egemenlik bir yandan, günlük yaşam açısından, dünyayı tek tipleştirirken, diğer yandan üretim verimliliğinin  dünya ekonomisindeki en belirleyici ölçüt olarak ortaya çıkmasına yol açmıştır. Kongar’ ın sözünü ettiği “bir örnekleştirme” konusunda, günümüzde, kitle iletişim araçlarının payı yadsınamaz. Modernleşmeyi “Batılılaşmak”  olarak algılayan ve algılatan medyamız, herkesin birbirine benzemesi, bireylerin farkında olmadan kendilerine ve çevrelerine yabancılaşması ve küreselleştirilen imgelerin içselleştirilmesi konusunda ciddi bir rol oynamaktadır. Kongar, “bir örnekleştirme” ile beraber “mikromilliyetçilik”i  küreselleşmenin kültürel boyutunun sonucu olarak görür28. Mikromilliyetçilik akımları, ulusal devleti aşan ve onu daha küçük parçalar halinde algılayan bir yapıya sahiptir. ”Bir örnekleştirme” olgusu küreselleşmenin ekonomi ayağıyla birlikte ele alındığında “marka”, dolayısıyla da reklamlarla karşılaşılmaktadır. Aslında marka kavramını küreselleşmenin hem sonucu hem de küreselleşmeyi oluşturan süreç bağlamında ele almak mümkün. Tüm bu söylenenlerden çıkarılabilinecek bir sonuç: Siyasal olarak ABD, ekonomik olarak uluslar arası sermaye, teknolojik olarak bilgi çağı tüm ülkeleri değişik oranlarda etkilemektedir. Başka bir ifadeyle, küreselleşme kaçınılmazdır. Küreselleşme ulus devletin sonunu mu getiriyor? Küreselleşme sürecinde ulus devlet yetkilerinin birçoğunu uluslar arası kuruluşlarla ve yerel otoritelerle paylaşmak zorunda kalmıştır. Ulus devletin sorumluluk alanı içinde yer alan savunma, ekonomik yönetim gibi konular zamanla IMF, Dünya Bankası, NATO gibi uluslar arası kuruluşların eline geçmiştir.  Küreselleşme ulusal politikaların etkinliğini azaltmakta ve ülkelerin radikal kararlar almasını zorlaştırmaktadır29. Ulus devlet artık ne ekonomik politikaların ne de tek başına ulusal güvenliğini sağlayabilmektedir. Dünyanın birçok ülkesinde etnik milliyetçiliğe ya da dine dayalı özerk bölgeler ortaya çıkmıştır. Örneğin Rusya’da Çeçenistan, İspanya’ da Katolonya, Yugoslavya’da Kosova. Bu noktada “çokkültürlülük” kavramına da değinmek gerekmektedir. Çokkültürlülük, kültürel çoğulculukla karakterize edilen toplumlar için kullanılan bir kavramdır30.

 

Kongar, küreselleşmeyi üç dalga şeklinde incelemektedir. Birinci küreselleşme dalgası tarım devrimi ile, ikince küreselleşme dalgası milliyetçilik ideolojisi ile, üçüncü küreselleşme dalgası ise iletişim-bilişim devrimi ile gelmiştir31. Tarım devrimi ile toprak çok önemli ve değerli bir hal aldı, çünkü ana üretim aracı olarak toprak görülüyordu. Birinci küreselleşme dalgasının temel amacı bu eşsiz üretim aracına sahip olmaktı. Bu anlamda din olgusu, toprak almak amacına yönelik savaşların gerekçeleri oldu. Tarım devriminin kendi içindeki evrimleşme süreci ikinci küreselleşme dalgasını, yani endüstri devrimini ortaya çıkardı. “İkinci küreselleşme dalgası tarım devrimiyle kurulan din- tarım imparatorluklarını yıktı, yerine milliyetçilik ideolojisi etrafında örgütlenen ulus devletleri doğurdu”32. Endüstri devrimi, toprak yerine makineleri  ana üretim araçları haline getirdi. Bu dönemde savaşlar üretilen malların pazarlayacak yeni alanlar bulmak, yani sömürge arayışları, için meydana gelmekteydi.  Savaşlar artık “ulus devletler”ler arasında olmakta ve hakim ideoloji olarak ulusçuluk kendini göstermektedir.  Endüstri devrimi kendi içinde üçüncü küreselleşme dalgası olan “İletişim-Bilişim Devrimi”ni oluşturmaya başladı. Kongar’ ın sözünü ettiği iletişim-bilişimi devriminin başlangıcı olarak herhalde 1980’ler gösterilebilinir. Uyduların uzaya gönderilmesi her türlü iletişim (tv, internet) yolunu kolaylaştırmış ve bireylerin birbirlerinden “haberdar olma” yolunu açmıştır. 11 Eylül 2001’ de meydana gelen ve bireylerin “canlı canlı” izleyebildiği uçak saldırısı ve sonrasında ABD’ nin Irak’ı işgali kitle iletişim araçlarının ve küreselleşmenin günümüzdeki gücünü gösteren en güzel örneklerden biridir.

 

Kaynakça:

  1. Poloma, M , “Çağdaş Sosyoloji Kuramları”, Çev: Dr. Hayriye Erbaş, Gündoğan Yayınları, Ankara, 1993

 

  1. http://birkok.net/mod/resource/view.php?id=273 (06.11.2006)

 

  1. http://de.wikipedia.org/wiki/George_Herbert_Mead (06.11.2006)

 

  1. http://www.termbank.net/psychology/4343.html (08.10.2006)

 

  1. Marshall,  G, Sosyoloji Sözlüğü, Çev:  D. Kömürcü, O. Akınhay, Bilim Ve Sanat Yayınevi, Ankara, 1999

 

  1. http://tr.wikipedia.org/wiki/Modernizm (06.11.2006)

 

  1. Kongar, E, “Toplumsal Değişme Kuramları ve Türkiye Gerçeği”, Remzi Yayınevi, İstanbul, 2003

 

  1. Durkheim, E, “Toplumsal İşbölümü”, Çev: Prof. Dr. Özer Ozankaya, Cem Yayınları, İstanbul, 2006

 

  1. Cirhinlioğlu, Z, “Az Gelişmişliğin Toplumsal Boyutu”, İmge Yayınları, Ankara, 1999

 

  1. Wallace, R & Wolf, A, “Çağdaş Sosyoloji Kuramları”, Çev: Elburuz L&Ayas, M. R, Punto Yayıncılık , İzmir, 2004

 

  1. Aktan,C,C, “Modernite’ den Postmodernite’ ye Değişim” Çizgi Kitapevi Yayınları, Konya, 2003

 

  1. http://www.kongar.org/aydinlanma/2002/306_Ucuncu_Kuresellesme_Ne_Getirecek.php (10.11.2006)

 

  1. http://www.kongar.org/aydinlanma/2005/487_Kuresellesmenin_Ikinci_Asamasi.php (10.11.2006)

 

  1. Öymen, O, “Geleceği Yakalamak: Türkiye’de ve Dünyada Küreselleşme ve Devlet Reformu”, Remzi Kitapevi, İstanbul,2000.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


[1]Wallace, R & Wolf, A, Çağdaş Sosyoloji Kuramları  s.s 232

[2]Wallace, R & Wolf, A, Çağdaş Sosyoloji Kuramları  s.s 232

3 Wallace, R & Wolf, A, Çağdaş Sosyoloji Kuramları  s.s 233

4 Wallace, R & Wolf, A, Çağdaş Sosyoloji Kuramları  s.s 235

5 Poloma, Çağdaş Sosyoloji Kuramları s.s. 223

6 Wallace, R & Wolf, A, Çağdaş Sosyoloji Kuramları  s.s 238

7 Wallace, R & Wolf, A, Çağdaş Sosyoloji Kuramları  s.s 238

8 Wallace, R & Wolf, A, Çağdaş Sosyoloji Kuramları  s.s 236

9 Marshall, Sosyoloji Sözlüğü, s,s. 508

10 Marshall, Sosyoloji Sözlüğü, s,s. 508

11 Kongar, Toplumsal Değişme Kuramları ve Türkiye Gerçeği, s.s. 227

12 Durkheim, Toplumsal İş Bölümü, s.s.163

13 Durkheim, Toplumsal İş Bölümü, s.s.164

14 Cirhinlioğlu, Az Gelişmişliğin Toplumsal Boyutu, s.s 31

15 Poloma, Çağdaş Sosyoloji Kuramları s.s. 152

16 Kongar, Toplumsal Değişme Kuramları ve Türkiye Gerçeği, s.s. 228

17 Kongar, Toplumsal Değişme Kuramları ve Türkiye Gerçeği, s.s. 229

18 Kongar, Toplumsal Değişme Kuramları ve Türkiye Gerçeği, s.s. 229

19 Kongar, Toplumsal Değişme Kuramları ve Türkiye Gerçeği, s.s. 229

20 Kongar, Toplumsal Değişme Kuramları ve Türkiye Gerçeği, s.s. 230

20 Kongar, Toplumsal Değişme Kuramları ve Türkiye Gerçeği, s.s. 231

21 Kongar, Toplumsal Değişme Kuramları ve Türkiye Gerçeği, s.s. 231

22 Kongar, Toplumsal Değişme Kuramları ve Türkiye Gerçeği, s.s. 234

23 Kongar, Toplumsal Değişme Kuramları ve Türkiye Gerçeği, s.s. 235-236

24 Kongar, Toplumsal Değişme Kuramları ve Türkiye Gerçeği, s.s. 236

25 Aktan, Modernite’ den Postmodernite’ ye Değişim, s.s. 150

26 Öymen, Geleceği Yakalamak: Türkiye’de ve Dünyada Küreselleşme ve Devlet Reformu s.s. 26-27

27 Aktan, Modernite’ den Postmodernite’ ye Değişim, s.s. 150-151

28 Prof. Dr. Kongar, Küreselleşme ve Kültürel Farklılıklar Çerçevesinde Ulusal Kültür, 1997, Ankara

29 Aktan, Modernite’ den Postmodernite’ ye Değişim, s.s. 136

30 Marshall, Sosyoloji Sözlüğü, s,s. 126

31 Prof. Dr. Emre Kongar, Üçüncü Küreselleşme Ne Getirecek, 01.04.2002

32 Prof. Dr. Emre Kongar, Üçüncü Küreselleşme Ne Getirecek, 01.04.2002

About these ads

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: