MEDYA ve MANİPÜLASYON

Kasım 2, 2009 at 9:06 am (akademik)

 

Kavram olarak manipülasyon:

Manipülasyon, yönlendirme, etki altına alma gibi daha çok zihinsel faaliyetleri açıklamada kullanılan bir kavramdır.

Haberler izleyiciye ulaşmadan önce medya menajerleri tarafından şekillendirilirler. Sosyal hayatın gerçeklerine uymayan, bilinçli olarak üretilen mesajlar  medya menajerlerini zihin menajeri haline getirirler. Realitenin yanlış olarak algılanmasına neden olan içeriği değiştirilmiş haberler birer mesaj haline gelerek kişileri manipüle eder. Manipülasyon, gücü elinde bulunduranların, başka bir deyişle toplumu yöneten veya yönetmeye çalışanların, iktidar ortaklarının halkı kendi ideolojileri doğrultusunda biçimlendirmek, istendik davranışları aşılamak için kullandıkları bir araçtır.

Schiller’e göre manipülasyon ancak yarı uyanmış bir kitlenin ortaya çıkması durumunda  kullanılır (Schiller, 1993: 10).  Doğrudan baskıyla idare edilebilen kitleler üzerinde manipülasyon uygulamak gereksizdir, onlar açıkça söyleneni zaten yaparlar.

İkna yöntemi olarak manipülasyon ortaya çıkan yeni bir olgu değildir. En canlı örneklerinden biri 1945  yılında yaşanmıştır. II. Dünya Savaşı’ndan çok ciddi kayıplarla çıkan Sovyetler Birliği’nin Amerika’nın varlığını tehdit ettiği Amerikan toplumuna inandırılmıştır (Schiller, 1993:16).

Manipülataröler manipülasyonu 5 temel mit çerçevesinde uygularlar (Schiller,1993;19). Manipülasyon kavramını tam anlamıyla açıklayabilmek için Schiller’in bu 5 mitine değinmek gerekiyor. Bunlardan ilki “Bireyselcilik ve Kişisel Tercih Miti”. Manipülasyon esas olarak bu temel mit üzerine inşaa olmaktadır. Manipülasyon kavramıyla çok tezat olmasına rağmen manipülatörlerin en çok kullandıkları kavram “özgürlüktür”.  Yaptıkları özgürlük tanımında  bireyselliğin önemine değinirler.  Onlara göre bireysellik insanın özgürlüğünü sağlayan ve özgürlüğe hizmet eden en önemli şeydir. Bu sayede üretim araçlarının özel mülkiyette olmasını meşrulaştırırlar, tabii bu da kişinin vazgeçemeyeceği, onun uğrunda savaşması gereken bir hakmış gibi yansıtılır. Bu da beraberinde kişinin mülk edinme hakkı olmadan  kişiliğini koruyamayacağı mesajını kitlelere ulaştırır. Bu mit özgürlüğü tamamen kişisel bir olgu haline getirir. Buradan yola çıkarak kişi haklarının grup haklarından önce geldiği ve sosyal organizasyonun temeli olduğu gibi birtakım hayat bulmuştur.Bu görüşler boş zamanın ve maddi ödüllerin arttırılması ile saygınlık kazanmıştır.

Schiller’in mitlerinden ikincisi “Yansızlık Miti”dir. Bu mit ise manipülasyonun etkililiği ile yakından ilgilidir. Manipülasyonun etkisinin maksimum olabilmesi için varlığına ilişkin hiçbir unsurun fark edilmemesi gerekmektedir. Manipülasyon gerçek dışı bir realiteye ihtiyaç duyar. Bunun sebebi manipülasyonun varlığını sürekli inkar etmesidir.

Başta siyaset kurumu olmak üzere tüm kurumlar herkese eşit davranıldığı yönünde bir fikir uyandırmak ve bunu pekiştirmek için çalışırlar. Medya da böyle bir güven peşinde koşmaktadır. Medya sahipleri “ gazetecilik mesleği gereği”, yansızlıktan zaman zaman uzaklaşıldığını kabul ederler; ancak bunun kişisel hatalardan kaynaklandığını, kuruluş prensipleri çerçevesinde bir hata olmadığını da vurgulamaktadırlar. Sonuç itibariyle kişisel hataların önüne imkansızdır. Bu söylemle medyada yer bulan yanlı haberler, programlar meşrulaştırılır.

Medyanın kendini yansız olarak yansıtma çabalarından biri de “uzman görüşlere” başvurmasıdır. Hemen hemen tüm kanalların akşam haberlerinde yanlı uzmanlar çıkıp medyanın yansızlığını sergilerler.

Schiller’in üçüncü miti “Değişmeyen İnsan Tabiatı Miti”dir. Bu mitin temelini beklentiler oluşturur. Beklenti sosyal değişimin önünü açan bir faktördür. Bireylerin beklentileri çokken toplumda bir hareket görülür. İnsan doğasının yansıttığı izlenim, kişi davranışlarını etkiler. Bireyler kendi istekleri doğrultusunda değil; kendilerinden beklenildiğini inandıkları şekilde hareket ederler. Zihin manipülatörlerine göre ne insanın doğası ne de dünya değişmektedir.  Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin bireylerin gelecekte yürütecekleri faaliyetler şeklen değişse de özü bakımından aynı kalacaktır. İnsanlar ileride de aile kuracaklar, onlar için çalışacaklar. Yani insan doğası değişmeyecektir.

Schiller’in konuya açıklık getirmesi bakımından başka bir miti ise “Sosyal Çatışmanın Varolmadığı Miti”dir. Zihin manipülatörleri sosyal bir çatışmanın varlığını reddederler. Onlara göre sosyal çatışmanın kökenleri diye bir şey yoktur. Onlar için “iyi” ve “kötü” vardır.  İyiliğin ve kötülüğün ait bulundukları sosyal kategorilerle olan rol dağılımın gerçeklerden uzaklaşması için yeterli bir sebeptir. Medya sosyal olayları anlamada, algılamada ve doğal olarak değerlendirmede son derce yetersizdir. “Sosyal meselelerin incelenmesi halkı huzursuz eder” önermesinden yola çıktığı için medya, sosyal çatışmanın özünü kavramada son derece uzaktır. Medya patronları ve iktidar için yapılacak en akıllı iş, bu tür konuların gündeme getirilmesini engellemektedir. Miti özetlemek, daha net anlaşılmasını sağlamak açısından, Schiller’in de kitabında yer verdiği örneğe değinmek istiyorum. 1960’lı yılların sonunda ABD’de Vietnam Savaş’ını protesto eden göstericilere fazlaca rastlanmaktaydı.  Durum karşısında kitle iletişim araçları şaşkına dönmüştü. Kısa bir süre sonra , tabii iktidarın da yardımlarıyla, kitle iletişim araçlarının akılları başlarına geldi. Zencileri, gençleri konu alan filmler yapıldı, sinema perdeleri ve televizyon ekranları bu filmlerin istilasına uğradı. Bu yöntem sayesinde düzenin tekrar yerine oturması sağlandı, aynı zamanda yapımcılar ceplerini doldurdu. Bu mite Türkiye’de çok sık rastladığımız bir örnek daha vermek istiyorum. Dikkat edilecek olursa son 5-6 yıldır (1999 depreminden bu yana) deprem uzmanları kritik dönemlerde (Yeni yasalar TBMM’den geçerken, azınlıklara ilişkin yeni sorunlar ortaya çıktığında…) özellikle görsel basında, yani televizyonlarda, boy göstermeye başlarlar. Amaç –iktidar açısından- o günkü problemin, halkı uyandırmadan (!), üstünü örtmektir.

Schiller’in son miti “Medya Pluralizmi Miti”. Bu mit çeşitlilik ve seçim kavramları üzerine kurulmuştur. Bu noktada bu iki kavramın birbiriyle ne kadar ilişkide olduğu görülmektedir. Seçmek ancak çeşitliliğin varolduğu durumlarda mümkündür. Gerçek seçenekler yoksa seçmek anlamsız ya da yönlendirici olur. Haberlerde olması gereken fikir çeşitliliğinin bir türlü gerçekleşememesinin sebeplerinden biri medya sahiplerinin çıkarlarının çakışmasıdır. Bu noktada medya realitenin tek bir versiyonunu sunmaktadır, o da onların kendi realitesidir. Günümüzde yapımların tek düzeliliği ve birbirinin taklidi olması kuşkusuz herkesin dikkatini çekmiştir. Kanalların her biri olabildiğince fazla izleyiciyi kendi programlarının tiryakisi yapma çabasındadır. Çok güncel bir örnekle söylediğimi somutlaştırayım: BBG Evi ile başlayan “röntgencilik” furyasının etkileri şu anda hemen hemen tüm kanallarda kendisini gösteriyor. Bu formatta yapılan evlendirme yarışmaları şu anda birçok kanalda izleyicinin beğenisine sunulmuştur. Bu programlarda yapılan “şok açıklamalar” aracılığıyla diğer basın organları kendine malzeme çıkarabilmektedir. Kitle iletişim araçlarını sayıca fazla olması  özgürce bilgi seçebilme gibi bir şansımızın bize aşılamaktadır. Medyanın amacı izleyicilerin dikkatini kendi varlığı üzerine çekmektir.

Mitler insanlar hükmetmek için kullanılmaktadır (Schiller,1993:42). Mitlerin başarısı ve de verimi(!) insanların maniple edildiklerinin farkına varmaları ile ters orantılıdır. Farkındalık azaldıkça mitlerin etkinliği ve gücü artar.

Radyo ve televizyon haberleri çok hızlı bir yayın akışı içinde gerçekleştirilmektedir ve böylece anlaşılması zor bir hal almıştır.  En çok yatırım yapılan alanlardan birinin haber havuzu olmasına rağmen  haberlere,yarışma programlarına kıyasla, çok az zaman ayrılmaktadır. Bu çelişki bir yöntemle açıklanabilir: Haber Bombardımanı. Haberler izleyici/dinleyicinin anlama düzeyini en aşağıya çekecek şekilde verilmektedir. İzleyiz/dinleyici bir haberden diğerine geçildiğinin farkına bile varmadan haberlerin bitiş jeneriği duyulmaktadır. Haberler sırasında yayınlanan reklamlar halkın bütünü kavramasını engellemekte, böylece gerçeklerin gizlenmesi engellenmektedir. Aynı durum yazılı basında da vardır. Gazeteler, haberlerini sayfalar arasına, reklamlarla iç içe olmak üzere serpiştirmektedir.Amaç haber ile reklamın iç içe geçip, reklamların da haberler kadar dikkat çekmesini sağlamaktır.

Güncellik olgusu, bölünmüşlüğe hız kazandırmaktadır (Schiller ,1993:46). İzleyici/dinleyiciye haberi taze verme çabası gibi görünenler de aslında manipülasyonun başka bir yoludur. Haberlerin ömrünün kısa olması, devamlı güncellenmesi bir önceki haberin kavranmasını güçleştirir ve dolayısıyla çok kısa sürede unutulmasına sebep olur. Haberlerin yayınlandığı stüdyolarda spikerin arkasında bilgisayar başında çalışan insanların görüntüsü güncellik olgusunun önemini kavramada aslına çok ciddi göstergelerdir. Burada verilmek istenilen mesaj “biz gece gündüz burada size haberi hemen ulaştırmak için çalışıyoruz”dur aslında.

Bu noktada propaganda kavramına değinmek konuya açıklık getirmek açısından işlevsel olacaktır. Propagandanın işlevi insanları belirli bir fikir, ideoloji doğrultusunda güdülemektir (Tekinalp, Uzun, 2004: 88). Propaganda, kişilerin dikkatlerini, onlara fark ettirmeyecek şekilde,  istenilen noktalara çekmektir. Kitle iletişim teknikleri değiştikçe ve geliştikçe propaganda yaygınlaşmakta ve her alanda kişilerin karşısına çıkmaktadır. Çünkü kitle iletişim araçlarının eğlendirme ve “bilgilendirme”nin dışında başka bir işlevi daha vardır: kişileri toplumun kurumsal yapısıyla bütünleştirecek değerleri, inançları ve davranış biçimlerini kişilere şırınga eder. Propaganda ve kitle iletişim araçlarından söz ederken Toplumsal Denetim Kuramı’na değinmeden de geçemeyeceğim. Toplumsal denetim bireyleri, yani toplumu, bir bütün halinde tutma işlevi görür. Gurvitch bu olgunun açıklanmasında üç noktanın birbirinden ayrılmaması gerektiğini vurgular: Toplumsal denetimin kaynağı, biçimi ve araçları. Gurvitch’e göre toplumsal denetimin kaynağı birey,grup ya da iktidar olabilir; biçimi yazılı ve sözlü kurallar; aracı ise psikoloji baskı araçlarıdır (Tekinalp, Uzun, 2004:90). Kitle iletişim araçlarının bu noktadaki işlevi ve önemi denetimi halka yaymaktır.

Propaganda sisteminin işleyişi fark edile bilinir mi? Chomsky bu soruya ikili bir yanıt vermektedir: Kitle iletişim araçlarının devletin tekelinde bulunduğu ülkelerde, sansür de çok yaygın olduğu için, bu anlaşılır. Ancak kitle iletişim araçlarının özel sektörün elinde bulunduğu ülkelerde propagandanın işleyişini kestirmek çok zordur. Bu tarz ülkelerde medya belli aralıklarla hükümetin veya holdinglerin yolsuzluklarını gün ışığına çıkararak kendilerini genel toplum çıkarlarını savunan kahramanlar olarak ilan ederler. Türkiye’nin bu iki modelden hangisine girdiğini sizlerin takdirine bırakıyorum.

Peki medya haberlerini nerden buluyor? Medya için en önemli şey güvenilir ve düzenli haber hammaddesi akışıdır (Herman, Chomsky,1998:59). İktidar ve popüler holdinglerle şirketler hakkındaki haberler medya için idealdir. Bu noktada medyanın dikkat etmesi gereken nokta halka kendini “nesnel” yansıtmasıdır. Bu noktada, kitle iletişim araçlarının özel sektörün elinde bulunduğu ülkelerde medya bir kısır döngü içindedir. Bir yandan kendini nesnel yansıtmak adına, ara sıra da olsa, hükümetin yolsuzluklarını ortaya çıkarır; öte yandan iktidarı kızdırmaktan kaçınır. Bu açıdan medya kendi çıkarlarını korumak adına doğruluğu kolayca iddia ve ispat edilebilecek, kendisini maddi ve manevi açıdan zarara sokmayacak haber malzemesini kullanır. Hükümet ve iş çevreleri de “haber kaynağı olmanın üstün konumlarını pekiştirmek için haber kuruluşlarının işlerini en rahat şekilde yapmalarını sağlarlar (Herman, Chomsky,1998:53). Bu tarz güçlü çevreler düzenli haber kaynağı haline gelerek araladıkları medya kapısından içeri girerken yanlarına tehdit ve ödül gibi araçları da almayı unutmazlar. Bu araçlar sayesinde rakiplerini medyada temsil edilmelerini engelleyebilir ya da rakiplerinin aleyhinde bir propagandaya girişebilirler. Medya, eğer kendinden beklenilen aksini yaparsa “tepki” alabilir. Tepki niceliksel olarak geniş bir çevreden ya da medyaya maddi ve manevi kaynaklığı yapan bir çevreden gelirse medya bundan büyük rahatsızlık duyar. Başka bir deyişle tepki veren organın gücüyle medyanın duyacağı rahatsızlık doğrusal bir ilişki gösterir.

Tepkinin medya açısından ciddi bir tehlike oluşturmasının başka bir sebebi de tepkini çok kısa bir zamanda büyümesi ve yayılabilmesidir. Tepki üreten ya da bu güçte olan odaklar veya kitleler birbirlerinin güçlerine güç katarlar. Hükümet en güçlü tepki organıdır. Kendi doğrularından sapan medyaya aba altından sopa göstererek medyayı doğru yola sevkeder . Az önce bahsi geçen Schiller’in Medya Pluralizmi Miti ile burada bir bağ kurulabilir.  Türkiye’de geçtiğimiz 6 ay içinde özel TV kanallarında ruhani ve doğaüstü olayları konu alan hayat hikayeleri dizi şeklinde verilmektedir. Burada dikkat çekici olan bu tarz programların aniden ve bulaşıcı bir şekilde birçok kanalda kendini göstermesi. İnsanın aklına ister istemez bir “acaba neden” sorusu takılıyor; ancak şu an iktidardaki hükümetin ideolojisini anımsayınca akıllarda “ampul” yanıyor. Bu tarz programlar aynı zamanda varolan  gündemi destekleyici ya da değiştirici programlardır. Gündem oluşturma kuramına göre, iletişim araçlarını büyük ağırlık verdiği konular, halkın önemli olarak algılayacağı konulardır. Bu kuramın ana varsayımına göre, kitle iletişim araçları halka “ne düşüneceklerini” söylemede çoğu kez başarılı olamayabiliyor, fakat “ne hakkında düşüneceklerini anlatmada son derce başarılılar (Tekinalp, Uzun, 20004:131). Yine çok gündemde olan kaynana ,gelin ve damat adayları konuya açılık getirmek açısından birebir örneklerdir. Kendi içinde durağan olan ve tekrarın tekrarını yeniden üretim diye halkın önüne sunmak medyanın kullandığı başka bir manipüle yöntemidir. Televizyon programlarıyla ortak bir iletiler ve imgeler dünyası yaratır. Gerbner’e göre televizyonu tek haber kaynağı olarak görenler  televizyon dünyası ile gerçek dünya arasında ilişki kurmakta zorlanmaktadırlar. Kültürel Göstergeler kuramına göre kişinin TV izleme sıklığı arttıkça gerçek dünyayı algılama yeteneği azalmaktadır.

Bu noktada Baudrillard’ın simülasyon kavramı devreye girmektedir. Baudrillard’ın simülasyon kuramı en sade tanımı ile olmayan bir şeyi var gibi göstermektir. Simülasyon, gerçeğin tüm görsel özelliklerine sahip olduğu halde, gerçeğin kendisi olmayandır (Adanır,2004:19).

. Simülasyon evreni görünümler evrenidir, yani bir caydırma eylemidir. Caydırmanın en önemli kozu görüntü,ses ve sözü bir arada kullanan medyadır. Baudrillard’a göre kitle iletişim araçlarının temel fonksiyonu kitle toplumunu oluşturmak ve varlığının devamını sağlamaktır. Kitle iletişim araçlarının amacı halka, düzende bir aksaklık olmadığını, her şeyin mükemmel işlediğini kanıtlamaktır. Bu sayede kitle susturuluyor, düzenin amacına hizmeti sağlanıyor. Yani düzen, kitlenin rızasını bir şekilde imal ediyor.

Medyadan bu kadar bahsettikten sonra Türkiye’de medya ortamına bir göz atalım. Türkiye’de 1970’lerde medya holdingleşmeye çalışırken, 1990’lı yıllarda holdingler medyaya girmeye başlamıştır. Bu süreç özel TV yayıcılığına geçilmesiyle hızlanmıştır (Dursun, 2001: 146). Sadece reklam gelirlerinin riskleri medya ile siyasal iktidar arasındaki çıkar ve politik yönelimli bağlantıların gelişmesi için gerekli zemini oluşturdu (Dursun, 2001: 149). Türkiye‘de medya ile iktidarın ç içe geçmişliğinin temel sebebi medya dünyasının devletin ucuz kredileri, resmi ilanlar, yatırım teşvikleri gibi devlet kontrolünde olan kaynaklarla hayat bulmasıdır (Dursun, 2001: 150).

Türkiye’de geçtiğimiz yıllarda ana haber bülteninden hemen sonra gelen “günün yorumu” gibi günün genel bir değerlendirilmesini yapıldığı yorum köşelerini kuşkusuz herkes hatırlayacaktır. Bu bölümler kanalın genel yayın politikasını doğrudan destekleyen ve kanalın olaylar karşısındaki duruşunu pekiştirir nitelikteydi. Yani haberlerdeki yorumla filtreden geçemeyen seyirciyi bu “yorum” bölümleri ile manipüle etmek, başka bir deyişle kovaya kazandırmak bu bölümün asıl işleviydi.

Başka bir özel kanal daha etkileyici, bir yol seçmiştir. Ana haber bülteninde hemen sonra bir çizgi bölümü koyan bu kanal, siyasal parti liderlerini politik ilişkilerini, güncel olayları karikatürize ederek ideolojik iletilerini belirli bir sistem dahilinde izleyicilere verme amacındadır. Bu mizahi köşenin içeriği haberin ideolojisinden pek de farklı değildir.

Önemli bulduğum başka bir manipüle yöntemi haberin veriliş aşamasında başka haberlerle ilgili ki, bu da genelde mankenleri konu alan magazin ağırlıklı haberlerdir, yazıların alt yazı olarak geçmesidir. İzleyici, bir anlamda hedef, bu yöntem sayesinde tamamen uyutulmakta ya da algısı başka yöne doğru çekilmektedir. TV reklamlarından alışık olduğumuz “az sonra” deyişi ana haber bültenlerinde de artık kendine bir yer bulabilmektedir. Haberin akışı devam ederken ekranın alt köşesinde bir uyarı kendini gösterir ve sonraki haberin konusunun ne olduğu hakkında izleyiciyi “bilgilendirir”. Özetle alt yazı yöntemi ve sonraki habere ilişkin izleyiciyi “bilgilendirme” gibi manipüle yöntemleri günümüzde en çok kullanılan yöntemlerden biridir.

 

Kaynakça:

-          CHOMSKY, N, HERMANN, “Medya Halka Nasıl Evet Dedirtir-Kitle İletişim Araçlarının Ekonomi Politiği, Çev: AKYOLDAŞ, B, HAN, T, ÇETİN, M, KAPLAN, İ,  Minerva Yayınları, 1998, İstanbul

-          DURSUN, Ç, “TV Haberlerinde İdeoloji”,  İmge Yayınevi, 2001, Ankara

-          TEKİNALP, Ş, UZUN, R, “İletişim Araştırmaları ve Kuramları”, Derin Yayınları,2004, İstanbul

SCHILLER, H, “Zihin Yönlendirenler”, Çev: CERİT, C, Pınar Yayınları, 1993, İstanbul  – ADANIR, O, “Baudrillard’ın Simülasyon Kuramı Üzerine Notlar ve Söyleşiler, Dokuz   Eylül Yayınları, 2004,

About these ads

2 Yorum

  1. BilisimForum said,

    teşekkürler.

  2. hursoy reklam said,

    ohh very nicee

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: